Sivas Bilgi Bankası / Yerleşimler GERİ    Sivas/Divriği İlçe Merkezi/ Genel Bilgiler

Kim Kimdir?: listeye kayıt ve bilgi güncellemek içindoldurunuz...©

    |*DİVRİĞİ İlçe Merkezi Aileler Soyağaçları|* Kim Kimdir?|* İz bırakanlar  

|*DİVRİĞİ KİM KİMDİR |*Kayıt |* Gönderileriniz, kaynak kontrolü yapılarak sayfaya eklenmektedir...|
|*Kültür - Sanat * Sanayii - Ticaret * Siyaset * Spor|* Prof.Dr. Necdet  SAKAOĞLU  (Kültür Sanat Bilim Öğretim)©
nsakaoglu.jpg (17822 bytes)|* BİYOĞRAFİ: |*AİLE/SOY :  *Sakaoğlu Ailesi
|*.....|*Prof.Dr.NECDET SAKAOĞLU::::

Eğitimci ve tarih araştırmacısı Necdet Sakaoğlu değerli bir tarih araştırmacısı ve Sivaslı bir hemşehrimiz..
Sivasta tarihi ve kültürel dokuyla ilgili tanıtıcı/sorgulayıcı yazılarımıza onunla yapılan bir söyleşiyle başlamak istedik.
Bu söyleşi uzun zaman önce folklor araştırmacımız Sabri Koz tarafından yapılmıştı.
SivasHaber, bu söyleşiden yola çıkarak siz okuyucularımızın dikkatlerini Sivas tarihi ve kültürel dokusuna çekmek istemektedir.
Ülkemizdeki birçok Kültür ve Tabiat Varlıklarımız henüz yeterince tanınmamakta ve korunamamaktadır. Yurtdışındaki tarihi kültür hazinelerimizin bile korunmaya alındığı şu dönemde, UNESCO tarafından koruma kapsamına alınan DİVRİĞİ ULU CAMİİ ve DARÜLŞİFA'sı ne yazık ki bugüne kadar gerektiği gibi korunamamaktadır. İlgililerin gerekeni yapıyoruz yaklaşımları zaman içinde yapının yıpranmasıyla birlikte atbaşı gitmektedir.
*Biyografinizi sizde güncelleyebilir eklemeler yapabilirsiniz...
*Kendinizi tanıtacak video, fotoğraf ve benzeri dokümanları; kaynakca ve diğer bilgilerle sivastr@sivastr.net adresine gönderebilirsiniz...
* sayfada sadece ilgili
İlçe Merkezi ve bağlı mahalle-mezra da kayıtlı kimliklerle ilgili veriler bulundurulmaktadır...
* Doğru tasnif için İlçe-Belde- Köy - Mezra adı ve aile-soy bilgilerini belirtiniz....

------------------------------------------------
NOT: Mesajlarınıza yanıt vermek ve iletişimin sürekliliği açısından ulaşılabilir e-posta adresinizin aktif olmasına dikkat ediniz. Doldurduğunuz form'daki iletişim bilgilerinizin yayınlanmasını istemediğiniz satırlarının yanına (*) işareti korsanız bu veriler sitede yayınlanmaz. Diğer veriler açık Mesaj olarak ilgili sayfalarda bulundurulur. Bilgi Güncelleme için form'u tekrar doldurunuz...
------------------------------------------------

Bir yanda DÜNYANIN 8. HARİKASI ağır ağır toz olurken biryanda havada söz balonları uçuşmakta.. Bu söyleşide bir yanda değerli araştırmacı NECDET SAKAOĞLU'nu tanırken bir yandan da Sivas - DİVRİĞİ'deki tarihi dokudun bugünkü boyutlarını göreceksiniz..
Adnan KAYA / SivasHaber Dergisi Yönetmeni

* *

.......  * ........
*
**

  |* ......|*.............   Söyleşi: SABRİ KOZ
S.K- 25 yılı aşkın bir süredir eğitimci ve tarih araştırmacısı olarak hizmet ediyorsunuz. Özgeçmişinizden, çalışmalarınızdan söz eder misiniz? Özellikle yayımlanmış kitaplarınızı okuyucularımız merak edeceklerdir...
N.S- Kendimizi eğitimci saymamız; hem yetiştirilmemiz hem de yetiştirme şartlarımız bakımından oldukça zor. Bu açıdan, "öğretmenim" demek daha kolay. Meslek hayatımın 32. yılındayım. Tarih araştırmacılığına başladığım günü unutmam: 7 Kasım 1964! O gün, Divriği'ye ilişkin ilk fişimi düzenleyip dosyaya koymuşum. Demek ki 27 yıl olmuş. Kişinin özgeçmişinde, okuyucuları da ilgilendiren farklı yanlar varsa gelip geçen yılların izlerinden anılarından sözetmeli... Buracıkta şunu vurgulamak isterim: Divriği'de
başlayıp İstanbul'da tamamlanan 1946-1961 arasındaki okul yıllarında, derslerden çok kişilerden ve öğretmenlerden etkilendiğimi hatırlıyorum. Beni tarihle içli dışlı olmaya yönlendirenlerin başında, uzun kış gecelerinde bizi, Battalnƒme, Tutinƒme, Yedi Alimler, Behram- Gur vb kitaplar okuyarak oyalayan babam gelir. Arap harflerini öğrenirsem paşa dedesinden kalan tarih kitaplarını bana verme vaadinde bulunan bir ilkokul öğretmenimide rahmetle anmalıyım. Tarih öğretmenlerimi düşünüyorum, onlardan yalnızca tekinin,
kendi dersine olan aşırı istekliliğimi sezebildiğini hatırlıyorum. Bize gönüllü tarih seminerleri veren merhum Prof. Mükrimin Halil Yınanç' ı dinlerken ise, bir insanın tarihi o sınırsızlıkta hıfsetmesinden ürker; karşımdakinin bir fenomen olduğunu algılayamayıp kendime güvensizlik duyardım.
Tarih araştırmacısı olmamdaki bilinçaltı birikimlerin kaynağı Divriği'nin eski atmosferidir. 939'da orada doğdum ve 1954'te Nuri Demirağ Ortaokulu'ndan mezun oluncaya kadar orada kaldım. Kalabalık akraba çevrelerimiz, Türk, Ermeni, "dışarılı" (bu deyim o zamanlar Divriğili olmayanlar içindi) komşularımız, anahtarları dededen oğula, toruna devredilegelen değişmez görünümlü, donanımlı, işlevli dükkƒnların ördüğü çarşı ƒlemi; iş, alış-veriş kesatlığında, esnaf arası dükkƒn ziyaretleri, sohbetleri; bunların da ötesinde Uzunyazı'dan Çaykenarı'na kadar serilmiş bir tarih dünyası... Bu ortamı siz de tahayyül ediyorsunuzdur. Mahalle dokuları, eski evler, mezarlıklar, kümbetler, camiler, kale, çeşmeler hatta hangi yüzyılda döşendiği bilinmeyen kaldırımlar... Bu mekƒnda olgunlaşan yaşlıların, her vesileyle yineledikleri ve bence yerel tarihlerin en değerli malzemesi sayılmak gereken olay nakilleri ve anılar. Ekonomik sıkıntıların pençesinde kıvranan kasabanın o yönünü neden ikinci plƒna atıp ta kendimi tarihsel bir ortamda, bahtiyar insanların arasında sana gelmemin gizemini de çözemedim. Ama bir ikilemde kaldığım kuşkusuz. Araştırmacılığımın bir nedeni de budur.
Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarım şunlardır:
Çeşm-i Cihan Amasra(1966), Türk Anadolu'da
Mengücekoğulları (1971, Karacan Ödülü), Duru Tarih  (Çeviri,
1978, Karacan Ödülü), Divriği'de Ev Mimarisi (1978), Anadolu Derebeyi
Ocaklarından Köse Paşa Hanedanı  (1984, Sedat Simavi Vakfı Ödülü),
Tanzimattan Cumhuriyete Tarih Sözlüğü <(1985), Amasra'nın Üç Bin Yılı (1987),
Osmanlı Eğitim Tarihi  (1991).

S.K- Tarih araştırmalarınız şu iki yöre üzerinde yoğunlaşmış bulunuyor: Şirin bir Karadeniz kıyı kasabası olan Amasra ile bir Anadolu şehri olan Divriği. Bunun sebeplerini anlatır mısınız?

N.S- Amasra'da 19 yıl görev yaptım. Bu kıyı kasabasının da tarihten gelen şöhreti, gelenekleri, eski eser dokusu var. Halkıyla uzlaştım, kaynaştım. 1982'de Amasra Lisesi Müdürlüğü'nden ayrılıp İstanbul'a gelmeme rağmen, Amasra'yla ve Amasralılarla ilişkimiz daha sıcak, içten sürüyor. Bir araştırmacının çalışma gündemini belirlerken, hizmet ettiği yerlere öncelik vermesi bir vefƒ borcudur. Özellikle öğretmenlerin bu hissi paylaşmaları doğal. Düşününüz, Türkiye'de, eğitim atılımlarının daha ilk dönemlerinde sözgelimi 1880'lerde 90'larda ülkenin dört bir yanına giden "mektepli muallimler" ,  şartlara göre dil, folklor, tarih... araştırmaları, derlemeleri yapabilseler; yazılı veya basılı ürünleri sistematik bir yaklaşımla belli merkezlerde toplanabilseydi bugün hiçbirimiz bir yangın yerinin külleri arasında inciler arıyor olmayacaktık. Bununla birlikte sorumluluk duyan herkes, işe bugün de başlayabilir ve kollarını sıvar...
S.K-Tarih ve kültür bakımından Anadolu'nun önemli ve ilginç şehirlerinden biri olan Divriği'nin bu önem ve ilginçliği nereden gelmektedir?

N.S.- Divriği üzerine çalışmalarım -öteki araştırmalarım ket vursa bile -ƒçizƒne benim hayat projemdir. Ölünceye dek bırakacağımı sanmıyorum. Aynı tutkuyu benimle paylaştığını sandığım bir arkadaşım daha var: Kutlu Özen. O Sivas'ta, ben burada; Veysel misƒli, Divriği kovanından bal yiyor, hem o kovana bal yapıyoruz.
Divriği'nin ilginç yapısı çok yönlü değerlerden kaynaklanıyor: " el- Abrik" Arap coğrafyacıların bu yöredeki kayalıklara verdikleri ad. Müslümanlığın yayıldığı yüzyıllarda, merkezi Divriği olan dar bir bölgede de Hıristiyanlığın "Tek Tanrı" öğretisine dayalı bir mezhebi "Pavlosçuluk" tutunmaya çalışmış. Bu inanç, Abbasi Halifelerinin desteğini de sağlamış...
Bizans İmparatorlarının art arda seferleri ile yaşanan soykırım ve göç olguları... Ardından uzun ve karanlık bir sessizlik. Sonra, beklenmedik bir açılma.Ortaçağ müslüman dünyasının, Allah'a yönelmek için yücelttiği camilerin en görkemlisi, anlamlısı ve güzeli neden burada yapıldı? Keykubad,
vasalı Ahmed Şah'ınkinden daha yüce bir mƒbedi niçin yaptıramadı? Bir değil, birbirine ardıl olmuş birkaç beylik, sonraki derebeyi hanedanları, burada ne gibi nizamlar tesis ettiler? Kapalı bir havzada, etkileşimin neredeyse söz konusu olmadığı bir alanda, kentte ve köylerde yaşama kültürleri nasıl bu ölçüde gelişebildi? Sorular, sorular...
Sonuç: Gözünüzü tarihin hatıraları büyüyor; geçmişe dönük sorular birbirini izliyorsa ilginç bir ortamdasınız demektir. Bu da sizi araştırmalara yöneltir.

S.K- Yayımlanmış eserlerinizden ikisi Divriği tarihinin iki ayrı dönemiyle ilgili... Bunlar hakkında bilgi vermenizi, bütün tarihsel dönemleri içine alan bir"Divriği Tarihi" yazılıp yazılamayacağı hususunda bizi aydınlatmanızı istesek...

N.S- Divriği için yayımlanan ilk kitabım Türk Anadolu'da Mengücekoğulları'dır ve bu çalışmaya 1971'de Ali Naci Karacan Ödülü verilmiştir. Kitapta, Anadolu'da, Türk- Müslüman halkın kitlesel yerleşimi evresinde ve 12.-13. yüzyıl koşullarına uygun bir kentin; asıl varlığı bu kentle sınırlı kalan bir beyliğin oluşumu anlatılmıştır. Mengücekoğulları için Türkiye'de ve yabancı ülkelerde pek çok makale yazılmış; bu beyliğe dönük yorumlar, değerlendirmeler yapılmıştır ama, noksanlıklarına rağmen biricik müstakil kitap bu küçük eserdir. Köse Paşa Hanedanı ise onbeş yıldan fazla süren, itiraf edeyim ki çok yorucu, yıpratıcı bir araştırmanın ürünüdür. Öteden beri hafife alınan yerel-yöresel tarihe ve tarihçiliğe güçlü bir savunma kanıtı kazandırmayı da amaçlayan bir yaklaşımdan doğmuştur. Bugün artık modern tarihçiliğin reddedemediği sözlü tarih kaynaklarının, arşiv belgeleriyle kullanılması gerekliliğini ben, 20 yıl önce kaçınılmaz bulmuştum. Köse Paşa Hanedanı aynı zamanda Anadolu'nun örtülü kalmış tarihinin aydınlığa çıkartılan bir kesitidir. Köylünün kentlinin akşamını sabahını, çiftini çubuğunu, sağlığını, kazancını gözardı eden resmi- askeri tarih yazıcılığı, kime ne veriyor? 18. ve 19. yüzyıllar Anadolusunun toplum yapısı; yaşanan olaylar, taşradaki nüfuz çatışmaları ve bunun merkezi yönetime yansımaları; ekonomik ve sosyal gerçeklerin, siyasi ve askeri dalgalanmalardaki payı; taşra yönetimi; Anadolu tarzı derebeylikler (ki bunların sayısı belki 200'ü aşar, Köse Paşa Hanedanı bunların sonuncularındandır), arşiv belgelerinin yerel bilgiler ve belgeler ışığında değerlendirilmesi, kişilere halkın ve devletin bakışlarındaki farklılıklar... Köse Paşa Hanedanı, Divriği'yi özel olarak ilgilendiriyor; fakat bilim çevrelerindeki değerlendirilişi daha farklı.

S.K-Divriği Tarihi'nin şehir merkezinin dışına taşan ve köylerini, yakın şehir ve kasabaları da içine alan bir yönü var. Özellikle Divriği köylerinin bu tarihte yer alabilmesi ne ölçüde mümkün olabilecek?

N.S- 1965-1977 arasında Başbakanlık, Topkapı Sarayı, Vakıflar arşivlerinden, başka kaynaklardan derlediğim, Divriği'yi ve köylerimizi hatta ad ad ilgilendiren yaklaşık 3 bin dolayında bilgi ve belge var. Yayımlanmış kitaplarımda bunların ancak 1/5'i kullanılabildi. Diğerleri duruyor. Örneğin hemen hemen bütün köyleremizin, 1534'teki ilk tahrir tesbitinden başlayarak 20. yüzyıla kadar uzayan dönemlerini belgelerde bulabiliyoruz. Bugün küçük, 20-30 haneli bir köy görünümü veren Ziniski, geçen yüzyıllarda bir kasabaydı. Cuma namazı kılınan camisi, talebe okuyan medresesi vardı. Halk, Ergenekon Destanı'nı anımsatan görüntülerde, cevher eritip demir üretmekte, nal kesmekte mıh dövmekteydi. Kentle köyler arasında çok iyi organize edilmiş; ortak yaşamın gerekli kıldığı düzenler vardı... Sonra bir bakıyorsunuz, bu iç düzen dış etkenlere, ekonomik sıkıntılara bağlı olarak
bozuluyor. Dolayısıyle kapsamlı bir Divriği tarihi; bütün köyleri, bir ölçüde de yakın çevreleri, örneğin Gürün'ü, Darende'yi, Kangal'ı, Kemah'ı, Refahiye'yi hatta Sivas'ı ilgilendirecek biçimde kaleme alınabilir; çalışmalarım da bu yöndedir.

S.K-Divriği, tarih boyunca yönetim merkezlerinden uzak, denetimi güç bir belde olmuş. Günümüz için de pek değiştiği söylenemeyecek birinci özelliğin tarihsel olaylarda, bugüne yansıyan sorunlarda ve yöre insanlarının kimliğinin oluşmasında etkileri olmuş mudur?

N.S- Divriği'de kent halkı ile köylüler arasında özde bir ayırım yapılamaz. Yaşama koşullarının getirdiğine, fark değil nüans demek gerekir. Dahası, aynı süreçlerdeki hemşehri gayrimüslimler de ister kent merkezinde ister köylerde otursunlar aynı ortak kültürü temsil etmişler, onu zenginleştirmişlerdir. Bu müşterek kimliğin başçıl belirleyicisi ise bu yörenin eski deyimle suubetidir, soyutlanışıdır. Divriği'nin açılımı 1930'larda Demirağlar'ın bilinçli çabalarıyla mümkün olmuştur.

S.K- Tarihsel yapılar bakımından da Divriği'nin dünya ölçüsünde büyük önemi vardır. Bunların gereği gibi tanıtılıp korunmasında neler tavsiye edersiniz?

N.S - Divriği'nin 20. yüzyıl başında su yokluğu nedeniyle terkedilen "Şehir Mahallesi" kesimi ( Ulucami, çevresi ve kaleye doğru yamaçlar ) bir açık müze olabilirdi. Sanıyorum bu fırsat şimdi bili kaçırılmamıştır. İnsanlık artık farklı boyutlar arıyor. Ulucami büyük, güzel, farklı ama ya çevresi? O çavreyi, o odakla uyumlu duruma getirmediğiniz sürece, ne korumayı, ne tanıtımı gereği gibi yapamazsınız. Ulucami, ortamına kavuşturulmalı, ondan sonra tanıtılmalıdır. UNESCO'nun koruma kapsamına aldığı dünyadaki 80-90
eserden tekinin Divriği'de bulunmasının, ne büyük nimet olduğu ve ne gibi sorumluluklar yüklediği sanıyorum henüz anlaşılamadı.

S.K- Kitaplarınızdan biri Divriği evleriyle ilgili... Bir şehir halkının yaşama biçimini tanımanın evlerini tanımakla çok yakından ilgili olduğunu biliyoruz. Bu ilginin Divriği evleri yönünden kısa bir değerlendirmesini yapar mısınız? Divriği evleri de birçok şehirde olduğu gibi koruma altına alınmalı mıdır? Bu yolda çalışmalar olup olmadığını söyler misiniz?

N.S- Divriği evleri, giderek unutulan bir yaşam felsefesinin bozkırda boy atmış en olgun örnekleridir: Birey ve aile boyutunda "bağımsızlık" olanağı sağlayan mekƒn düzenlemesi... Dış dünyaya yüksek duvarlarla kapalı bir iç ƒlem... Atasözü bile var: "Ev dediğin evrendir." Öyle de olagelmiştir. Avlu, ayaz, bahçe, yoncalık, hatta tarla... Dışarı daire (selƒmlık), içeri daire (harem), ahır, samanlık, dışarı ocaklık (iş evi). Ark, kuyu, çardak. Örtme, at örtmesi, divanhane, toyhane... Gündüzleri güneşi gölgesi, geceleri yıldızları mehtabı olan; su Şırıltılarının eksilmediği küçük dünyalar. Şimdi rahmetli olan eski bir usta, ev yapımında güttükleri ilkenin, "insanlar birbirine benzemediğine göre, evleri de benzememeli" olduğunu, kendi ifade yalınlığıyla anlatmıştı. Herkese göre farklı, ayrıcalıklı mekƒn düşüncesi bile başlı başına bir uygarlık işaretidir ve ulaşılan seviyeyi düşündürür. Bu düşünceye göre şimdiki "konut" anlayışımız, acınası bir gerileyiştir. Müteahhitler yapıyor; biz de parasal gücümüzün yettiğini alabilirsek ev sahibi olduk diye seviniyoruz. İsteklerimize cevap vermeyen, komşuluk duygularından yoksun ailelerin örüldüğü apartman tuzaklarında, Divriği evlerinin 1000-2000 metrekarelik doğa parçalarına yerleşmiş sereserpe özgürlüğünü algılamak güçtür. Divriği'de Ev Mimarisi adlı kitabımızın her çevreden olumlu eleştiriler alması, bizim başarımızı değil, konunun özgünlüğünü kanıtlıyor. Kitabın yayımlanmasından (1978) sonra, bilim ve sanat çevrelerinin Divriği evlerine artan ilgileri; ve "Türk evi"yle ilgili yorum ve tartışmalarda bu yöredeki mesken gelişiminin öncelikle dikkate alınması bir yana; Japonya'da yayımlanan "Process"in Türkiye'ye ayrılan özel sayısında (1990 sayı 93) yer alan Doç.Dr. Cengiz Eruzun'un "Turkısh House" makalesiyle Divriği evleri, o uzak ülkenin sanat çevrelerince de artık tanınıyor.  Bu yöre evlerinin; dış etkilerden uzak kalmanın, uzak mƒzideki refah dönemlerinin avntajları, Selçuklu sanatının en parlak örneklerinin bu kentte bulunması, ustaların kuşaktan kuşağa özgün bir üslup geliştirmedeki başarıları ile ulaştığı seviye artık meçhul değil. Ama, bunun ne hergün biraz daha çöken, sayıları azalan evlere ne bir faydası var, ne de eski Türk evinden bugünkü bunalımlı insanlara ferahlık kapıları açacak yararlanma söz konusu.

S.K-Okuyucularımıza,, Divriği'den yetişen aydınlara şehrin bir bütün olarak tarihi, kültürü ve yarını ile ilgili olarak söylemek istedikleriniz var mı? Gençlerden neler yapmalarını istersiniz? Son olarak eklemek gereğini duyacağınız açıklama ve önerileriniz var mı?

N.S- Divriği'deki eski evlerin sonuncu örnekleri ayakta tutulabilir mi? Bir şartla: Orada yaşayan aydın, memleketsever gençlerin duyarlı ve uyanık olmalarıyla. Eğer bu bilinç, ortak tutum yeşerirse, bir daha kimse Ayan Mehmed Ağa Konağı'nın yarısını söküp enkazını hamamcılarla fırıncılara satamaz.  Size, SivasHaber'in tüm kadrosuna, Sivaslılara, Divriğililere
teşekkür eder, saygılar sunarım.

  |* ........

  |*.......: Kim Kimdir  ve aile soy tanıtım bilgileri içindoldurunuz..

|*....     ......          
  |*.......||*... 

|*....... 
S*
-----------------------------------------

Kaynak - Bilgi:

|*......

Listeye kayıt ve bilgi güncellemeleriniz için FORM doldurunuz..©

©

Sivas Bilgi Bankası